Home » Efsaneler

İstanbulun kuruluş efsanesi

10 Ocak 2009 353 kez okundu Yorum yapılmamış

Kentin  kuruluşu  üzerine  rivayet  muhtelif.  En  ünlüsü  ve  bilineni  Megaralı  göçmenlerinin
yolculuğu. Bir de Evliya Çelebi’nin anlattığı var ki, tadına doyum olmuyor… Efsaneye göre, Koressa’nın oğlu, Yunanistan’ın Megara kentinden genç Byzas, yandaşlarıyla birlikte,  bölgedeki  baskılardan  kurtulmak,  yeni  bir  kent  kurmak  ve  özgürlüğünü  ilan  etmek için yola çıktı. Her şey iyiydi de, kent nerede kurulacaktı? O çağda, bilinmeyenleri bilinir kılan birisine, Delfoi kentindeki  kâhine  danıştı  genç  adam. Delfoi  kâhini  gideceği  yeri  tarif  etti; "Kentini kuracağın yer, körler ülkesinin tam karşısında olacak." Byzas yola çıktı, aradı taradı, körler ülkesi diye bir yer yoktu. Sonunda, mola verdikleri bir deniz kıyısında, karşı sahile baktı ve bağırdı: "Bu insanlar kör mü, burası varken orada oturulur mu?". Delfoi kâhinini hatırladı genç  adam;  "Körler  ülkesinin  karşısında  kuracaksın  kentini."  Körler  ülkesi,  günümüzün Kadıköy’üdür! İstanbul’dan çok yıllar önce kurulmuştur "Khalkedonia", yani Kadıköy. Byzas; ordusuyla gelip soluklanmak  için  durduğu  şimdiki  Sarayburnu’nda,  manzaranın  muhteşem  görüntüsünden adeta  büyülenmişti.  Khalkedonia’nın  neden  "Körler  Ülkesi"  tanımlamasını  hak  ettiğini anlamıştı  artık. Çünkü, böyle  cennet benzeri bir yer dururken,  tam karşıda ve korumasız bir yerde kent kuranlar, ancak kör olabilirlerdi! Ol hikâye böyle. Temelleri Sarayburnu sırtlarında atılan kente, kurucusunun adı olan Byzas’tan dolayı,  "Byzas’ın kenti" anlamında "Byzantion" dendi… Rüyasında  gördüğü  Hazreti  Peygamber’e "Şefaat  ya  Resulallah"  diyeceğine,  heyecanla "Seyahat  ya Resulallah" dediğini anlatarak, yaşadığı  zamana o güzel  anlatımıyla  düşen
Evliya  Çelebi’nin,  İstanbul  üzerine  bir  rivayet  anlatmaması  düşünülebilir  mi  hiç?  Ünlü "Seyahatname"sinin ilk cildinde şöyle anlatır gezgin Evliya Çelebi; "Hazreti Süleyman, Peygamber Efendimizin  doğumundan 1600 yıl  önce Kaftan Kafa  bütün ins-ü cine, vahşi hayvanlara ve kuşlara hükmettiği, yeryüzünün her dilden anlayan tek sultanı olduğu halde; okyanus denizinde Ferenduz denilen adada padişahlık eden  Saydun’a  bir  türlü  söz  geçirememiş.  Bu  gururlu  adam  Hz.  Süleyman’ın  önünde  baş eğmek  istemezmiş. Bu hale canı sıkılan Hz. Süleyman, bir gün  sayısız askeri ve her cinsten
hayvanlarla Saydun’un üzerine yürüdü, memleketini harap ve ahalisini esir ettikten sonra onu huzuruna getirtti, ateş saçan kılıcı ile öldürüp adsız, nişansız bıraktı." Evliya Çelebi’nin  hikâyesi  uzar  da  uzar. Özetlersek; Hz. Süleyman  Saba Melikesi  Belkıs’ın ölümüyle dul kalınca, Saydun’un dünyalar güzeli kızı Alina ile evlenir. Alina’mn çok özel bir saray  istemesi  üzerine,  adamlarını  dünyanın  dört  bir  yanına  gönderip,  saray  yapılacak eşsiz güzellikte  bir  yer  bulmalarını  emreder.  Adamları  İstanbul’u  söylerler.  Hz.  Süleyman, Sarayburnu’nda geçirdiği bir gecenin sabahında kendini dinç ve gençleşmiş hissedince, buraya büyük bir  saray  yaptırır,  sonra da kıyamete kadar mamur kalsın diye  İstanbul  için hayır dua
eder.  Anlıyor  musunuz  tüm  bozulmalara,  yangınlara,  depremlere  karşın  İstanbul’un  nasıl dimdik ayakta kalmasının hikmetini?

Bunu biliyor muydunuz?
 
Antik  Roma  kentinin  yedi  tepe  üzerine  kurulmasının,  İmparator  Büyük  Konstantinos’u (Constantinus)  çok  etkilediği,  İstanbul’u  da  Roma  ya  benzetmek  amacıyla,  yedi  rakamına yönlendirdiği  anlatılır.  İmparator, bu yedi  sayısını uğurlu ve kutsal  sayıyordu. Sarayının  ana salonu,  ‘Hepta  Likhnos"  yani  "yedi  kandilli"  adını  almıştı.  İmparatoru  korumakla  görevli, "yedi kıta  dan  oluşmuş  bir  muhafız  alayı  vardı.  Konstantinos,  kendisini,  çevresinde  "yedi gezegenin dönüp durduğu güneş yerine koymuştu. Çemberlitaş üzerindeki heykeli de zaten bu durumu  betimlemekteydi.  İstanbul’un  ünlü  tepelerine  gelince…  Birinci  tepe,  bugün Topkapı  Sarayı  ve  Sultanahmet  Camii’nin  yer  aldığı  yükseklikti  (Akropolis).  İkinci  tepe,
Çemberlitaş  diye  bilinen,  Konstantin  Sütununun  bulunduğu  bölge  ve  çevresi;  üçüncüsü Beyazıt ve Süleymaniye alanıydı. İstanbul’un dördüncü tepesi, derin bir vadiyle yarılmış olan Fatih,  beşincisi  de  Fenerin  üst kısımlarında,  Yavuz  Selim  Camii’nin  bulunduğu  bölgeydi. Altıncı olan Mihrimah Suttan Camii’nin yer aldığı Edirnekapı Tepesi uydurma, çünkü rakamı yediye  yükseltmek  için  uydurulmuştu.  Son  tepe  ise Marmara Denizine  bakan  yükselti,  yani Cerrahpaşa sırtlarıydı.

Benzer Yazılar

Etiketler: , , , ,
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz oylanmamış)
Loading ... Loading ...

Fikrini yaz!

Bu etiketleri kullanabilirsin:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Burada Gravatar kullanılmaktadır.Dunya çapında avatar kullanmak için lütfen kayıt olunuz. Gravatar.