Share
  • Share this post on Delicious
  • StumbleUpon this post
  • Share this post on Digg
  • Tweet about this post
  • Share this post on Mixx
  • Share this post on Technorati
  • Share this post on Facebook
  • Share this post on NewsVine
  • Share this post on Reddit
  • Share this post on Google
  • Share this post on LinkedIn

İstanbulun kuruluş efsanesi

Kentin  kuruluÅŸu  üzerine  rivayet  muhtelif.  En  ünlüsü  ve  bilineni  Megaralı  göçmenlerinin
yolculuÄŸu. Bir de Evliya Çelebi’nin anlattığı var ki, tadına doyum olmuyor… Efsaneye göre, Koressa’nın oÄŸlu, Yunanistan’ın Megara kentinden genç Byzas, yandaÅŸlarıyla birlikte,  bölgedeki  baskılardan  kurtulmak,  yeni  bir  kent  kurmak  ve  özgürlüÄŸünü  ilan  etmek için yola çıktı. Her ÅŸey iyiydi de, kent nerede kurulacaktı? O çaÄŸda, bilinmeyenleri bilinir kılan birisine, Delfoi kentindeki  kâhine  danıştı  genç  adam. Delfoi  kâhini  gideceÄŸi  yeri  tarif  etti; "Kentini kuracağın yer, körler ülkesinin tam karşısında olacak." Byzas yola çıktı, aradı taradı, körler ülkesi diye bir yer yoktu. Sonunda, mola verdikleri bir deniz kıyısında, karşı sahile baktı ve bağırdı: "Bu insanlar kör mü, burası varken orada oturulur mu?". Delfoi kâhinini hatırladı genç  adam;  "Körler  ülkesinin  karşısında  kuracaksın  kentini."  Körler  ülkesi,  günümüzün Kadıköy’üdür! İstanbul’dan çok yıllar önce kurulmuÅŸtur "Khalkedonia", yani Kadıköy. Byzas; ordusuyla gelip soluklanmak  için  durduÄŸu  ÅŸimdiki  Sarayburnu’nda,  manzaranın  muhteÅŸem  görüntüsünden adeta  büyülenmiÅŸti.  Khalkedonia’nın  neden  "Körler  Ülkesi"  tanımlamasını  hak  ettiÄŸini anlamıştı  artık. Çünkü, böyle  cennet benzeri bir yer dururken,  tam karşıda ve korumasız bir yerde kent kuranlar, ancak kör olabilirlerdi! Ol hikâye böyle. Temelleri Sarayburnu sırtlarında atılan kente, kurucusunun adı olan Byzas’tan dolayı,  "Byzas’ın kenti" anlamında "Byzantion" dendi… Rüyasında  gördüÄŸü  Hazreti  Peygamber’e "Åžefaat  ya  Resulallah"  diyeceÄŸine,  heyecanla "Seyahat  ya Resulallah" dediÄŸini anlatarak, yaÅŸadığı  zamana o güzel  anlatımıyla  düÅŸen
Evliya  Çelebi’nin,  İstanbul  üzerine  bir  rivayet  anlatmaması  düÅŸünülebilir  mi  hiç?  Ünlü "Seyahatname"sinin ilk cildinde ÅŸöyle anlatır gezgin Evliya Çelebi; "Hazreti Süleyman, Peygamber Efendimizin  doÄŸumundan 1600 yıl  önce Kaftan Kafa  bütün ins-ü cine, vahÅŸi hayvanlara ve kuÅŸlara hükmettiÄŸi, yeryüzünün her dilden anlayan tek sultanı olduÄŸu halde; okyanus denizinde Ferenduz denilen adada padiÅŸahlık eden  Saydun’a  bir  türlü  söz  geçirememiÅŸ.  Bu  gururlu  adam  Hz.  Süleyman’ın  önünde  baÅŸ eÄŸmek  istemezmiÅŸ. Bu hale canı sıkılan Hz. Süleyman, bir gün  sayısız askeri ve her cinsten
hayvanlarla Saydun’un üzerine yürüdü, memleketini harap ve ahalisini esir ettikten sonra onu huzuruna getirtti, ateÅŸ saçan kılıcı ile öldürüp adsız, niÅŸansız bıraktı." Evliya Çelebi’nin  hikâyesi  uzar  da  uzar. Özetlersek; Hz. Süleyman  Saba Melikesi  Belkıs’ın ölümüyle dul kalınca, Saydun’un dünyalar güzeli kızı Alina ile evlenir. Alina’mn çok özel bir saray  istemesi  üzerine,  adamlarını  dünyanın  dört  bir  yanına  gönderip,  saray  yapılacak eÅŸsiz güzellikte  bir  yer  bulmalarını  emreder.  Adamları  İstanbul’u  söylerler.  Hz.  Süleyman, Sarayburnu’nda geçirdiÄŸi bir gecenin sabahında kendini dinç ve gençleÅŸmiÅŸ hissedince, buraya büyük bir  saray  yaptırır,  sonra da kıyamete kadar mamur kalsın diye  İstanbul  için hayır dua
eder.  Anlıyor  musunuz  tüm  bozulmalara,  yangınlara,  depremlere  karşın  İstanbul’un  nasıl dimdik ayakta kalmasının hikmetini?

Bunu biliyor muydunuz?
 
Antik  Roma  kentinin  yedi  tepe  üzerine  kurulmasının,  İmparator  Büyük  Konstantinos’u (Constantinus)  çok  etkilediÄŸi,  İstanbul’u  da  Roma  ya  benzetmek  amacıyla,  yedi  rakamına yönlendirdiÄŸi  anlatılır.  İmparator, bu yedi  sayısını uÄŸurlu ve kutsal  sayıyordu. Sarayının  ana salonu,  ‘Hepta  Likhnos"  yani  "yedi  kandilli"  adını  almıştı.  İmparatoru  korumakla  görevli, "yedi kıta  dan  oluÅŸmuÅŸ  bir  muhafız  alayı  vardı.  Konstantinos,  kendisini,  çevresinde  "yedi gezegenin dönüp durduÄŸu güneÅŸ yerine koymuÅŸtu. ÇemberlitaÅŸ üzerindeki heykeli de zaten bu durumu  betimlemekteydi.  İstanbul’un  ünlü  tepelerine  gelince…  Birinci  tepe,  bugün Topkapı  Sarayı  ve  Sultanahmet  Camii’nin  yer  aldığı  yükseklikti  (Akropolis).  İkinci  tepe,
ÇemberlitaÅŸ  diye  bilinen,  Konstantin  Sütununun  bulunduÄŸu  bölge  ve  çevresi;  üçüncüsü Beyazıt ve Süleymaniye alanıydı. İstanbul’un dördüncü tepesi, derin bir vadiyle yarılmış olan Fatih,  beÅŸincisi  de  Fenerin  üst kısımlarında,  Yavuz  Selim  Camii’nin  bulunduÄŸu  bölgeydi. Altıncı olan Mihrimah Suttan Camii’nin yer aldığı Edirnekapı Tepesi uydurma, çünkü rakamı yediye  yükseltmek  için  uydurulmuÅŸtu.  Son  tepe  ise Marmara Denizine  bakan  yükselti,  yani CerrahpaÅŸa sırtlarıydı.

Benzer Yazılar:

Azize Eufemia Efsanesi
Gizemli elin sırrı neydi?
Fatih Sultan Mehmet Camii efsanesi

Etiketler: , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>