Share
  • Share this post on Delicious
  • StumbleUpon this post
  • Share this post on Digg
  • Tweet about this post
  • Share this post on Mixx
  • Share this post on Technorati
  • Share this post on Facebook
  • Share this post on NewsVine
  • Share this post on Reddit
  • Share this post on Google
  • Share this post on LinkedIn

İstanbulun fethi efsaneleri

İstanbul’un fethine iliÅŸkin efsaneler, hem Türkler hem de Bizanslı Rumlar tarafından ince ince
iÅŸlenmiÅŸ, gelecek kuÅŸaklara tüm güzellik ve incelikleriyle miras bırakılmıştır. Efsanelere göre,
İstanbul gibi bir ÅŸehrin fethi, mucizelerle ancak mucizelerle olabilirdi. Gerek  Osmanlı  gerekse  Bizans  toplumlarından  aktörlere  yer  verilen  bir    efsanesi  çok ünlüdür. II. Sultan Mehmet’in saldırı üzerine saldırı yaptığı, Türk toplarının cehennemi bir ateÅŸle surlarını dövdüÄŸü kuÅŸatma günlerinden bir gün, Tanrı bir meleÄŸini Agapios adındaki bir keÅŸiÅŸe  gönderir.  Melek,  getirdiÄŸi  tahta kılıcı  Agapios’a  verir  ve  bunu  Bizans  imparatoru  Konstantinos  Paleologos’a  vermesini  söyler.  Bu kılÄ±ç  sayesinde  Türkler  ÅŸehri alamayacaklardır. KeÅŸiÅŸ Agapios,  kendisine  verilen önemli  görevi  yerine  getirmek  üzere  Bizans  sarayına gider ve imparatorun karşısın çıkarak; "Yüce  Tanrımız  bu kılıcı  size  gönderdi  efendimiz.  Bu kılıcı  alın  ve  onunla düÅŸmanınız Türkleri yok edin!" Konstantinos  Paleologos kılıcı  alır,  ama  tahtadan  yapılmış  olduÄŸunu  görünce  çok sinirlenir ve keÅŸiÅŸe bağırır: "Benim  elimde  ÅŸanlı Davud’un her  savuruÅŸta dört mızrak boyu uzayan olaÄŸanüstü kılıcı var.
Bu tahta kılıç ne iÅŸime yarar ki!" Saraydan kovulan ve kalbi kırılan keÅŸiÅŸ, o üzüntü ve kızgınlıkla doÄŸruca genç Türk padiÅŸahının  huzuruna çıkar,  hikâyesini  anlatarak  tahta kılıcı  ona  sunar.  Genç  padiÅŸah  kutsal  armaÄŸanı büyük bir sevinçle kabul eder. Kısa bir süre sonra Bizans düÅŸer, genç Türk padiÅŸahı böylece "Fatih" olur…
 
Bunu biliyor muydunuz?                        
 
29 Mayıs 1453′teki fetihten bir gece önce, son Bizans imparatoru 11. Konstantinos Paleologos Dragezes,  bugün  "Gül  Camii"  diye  bilinen  "Aya  Theodosia" Kilisesinde  düzenlenen  ayine katılmış ve İstanbul’un kurtuluÅŸu için, halkı  ile birlikte dua etmiÅŸti. Bizanslılar o gece kilisenin  içini güllerle donatmışlardı. Ertesi gün İstanbul düÅŸüp de Osmanlılar kente girince, buraya da geldiler ve bir gül tarlasına dönüÅŸen kiliseyi görünce çok ÅŸaşırdılar. Rivayet odur ki,  iÅŸte o zaman bu kilise hemen camiye  dönüÅŸtürüldü  ve  adı da Gül Camii oldu. Ancak, bu  güzel  hikâyenin  gerçeklere pek uymadığını  söyleyebiliriz.  Çünkü  minaresinde  yapılan  incelemeler sonucu, kilisenin 15. deÄŸil, 16. yüzyılda camiye çevrildiÄŸi görülmüÅŸtür.

 Fatih’te,  İskenderpaÅŸa  Mahallesi’nin  biraz  yukarısında,  meydan  oluÅŸturan  yolların aÄŸzında, İstanbulluların  ""  diye  bildikleri,  ünlü  Marcianus  (Markianos)  anıt  sütunu  ile  ilgili efsaneyi belki duymuÅŸsunuzdur. Ayasofya’nın  yapımı  sırasında  genç  bir kız, sırtına  yüklediÄŸi kocaman bir  sütunla inÅŸaat  alanına  doÄŸru  giderken,  karşısına  bir  cin çıkmış  ve kıza  nereye  gittiÄŸini sormuÅŸ. "Ayasofya  diye  bir  kilise  yapıldığını  duydum.  Çorbada  benim  de  tuzum  bulunsun  diye  bu sütunu oraya götürüyorum" diye cini yanıtlamış kız. "Sen geç kalmışsın, kilise çoktan bitti. Sen o taşı aldığın yere bırak" diye kıza karşılık vermiÅŸ cin.  Kız üzülerek taşı aldığı yere dikine bırakmış,  ancak  içine  de  bir  kuÅŸku  düÅŸmüÅŸ.  Kendi gözüyle kiliseyi  görmek  için  yola  düÅŸmüÅŸ  genç kız. Ayasofya’ya  gelince  bir  de  ne  görsün. İnÅŸaat  deÄŸil bitmek  henüz yarılanmamış  bile.  O  zaman  genç kız  cinin  kendisini kandırdığını anlamış ve taşı bıraktığı yerden almak için hemen geri dönmüÅŸ. Ne var ki, dikili duran  taşı bir türlü yerinden kıpırdatamamış. Çünkü genç kız, cinin sözüne uyup  taşı bıraktığı  için tılsımlı  gücünü  kaybetmiÅŸ.  İşte  o  gün  bu gündür  bu  sütun  ""  olarak anılır olmuÅŸ.
 
Kıztaşıyla ilgili baÅŸka bir daha var.1500 yaşından daha eski, M.S. 450-457 yıllarından kalma bu anıt, İstanbul’da ayakta durabilen birkaç Bizans anıt sütunundan birisidir. Rivayetlerden biri de o ki, sütuna Kıztaşı denilmesinin nedeni,  altından  geçen kızlara,  bakire  olup  olmadıklarını fısıldamasıymış!  İmparator  II. lustinianos’un  baldızının  kulağına  da  bir  ÅŸeyler fısıldayınca,  üzerindeki  heykel kırılıp devrilmiÅŸ! Kıztaşı, imparator baldızına ne demiÅŸti acaba?

Bir  baÅŸka  hikâye  daha  anlatılır Kıztaşı  hakkında.  Sütun,  dikdörtgen  bir  kaide  üzerinde yükseliyor, tepesinde bir kronit baÅŸlık ve bunun da üzerinde kare bir blok bulunuyormuÅŸ. Bu bloÄŸun  köÅŸelerinde,  kanatlarını  açmış  dört melek  heykeli  varmış  ve muhtemelen  İmparator Marcianus’un heykeli bu bloÄŸun üzerinde duruyormuÅŸ. Bizans çağında bu dikilitaşın bulunduÄŸu meydan, "" olarak bilinirmiÅŸ. Biraz batıda,  Åžehzadebaşı’nda,  yani  Philadelphion’daki  tetrapilon  anıtı  önündeki  "el"  heykelleri önünden  geçirilen  "idamlıklar  "in  cezaları,  daha  sonra Kıztaşı’nın  bulunduÄŸu  ’da infaz edilirmiÅŸ…

Benzer Yazılar:

Süleymaniye Camii efsaneleri
Sultan IV. Murat efsaneleri
Sümbül Efendi Efsanesi

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum var "İstanbulun fethi efsaneleri"

  • PrenseS 02:31 PM 04/12/2010

    tam da istediğim şey ödevim vardı ve çok işime yrdı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>