Share
  • Share this post on Delicious
  • StumbleUpon this post
  • Share this post on Digg
  • Tweet about this post
  • Share this post on Mixx
  • Share this post on Technorati
  • Share this post on Facebook
  • Share this post on NewsVine
  • Share this post on Reddit
  • Share this post on Google
  • Share this post on LinkedIn

Diyabeti önleyen hormon keşfedildi.

 

Daha önce ÅŸeker hastalığı ile bir yazıyı burada  yayınlamıştım. Bu sefer de  diyabeti önleyen hormonun bulunduÄŸunu müjdelmek istedim. Hem de bu hormonu bulan bir Türk bilim insanı.

İşte haberin detayları;

Harvard Üniversitesi görev yapan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibinin ekibinin keÅŸfettikleri “lipokin” isimli hormonun, ve karaciÄŸer yaÄŸlanması gibi hastalıkları durdurabilecek özellikleri olduÄŸunu söyleniyor. Dünyanın önde gelen bilim dergilerinden Cell’de yayınlanan makaleye göre, “lipokin” hormonu yaÄŸ dokusundan salındıktan sonra kasları ve karaciÄŸeri etkiliyor. Kas dokusunda, hücrenin insüline karşı hassasiyetini artırıyor, karaciÄŸerde ise, yaÄŸ toplanmasını engelliyor. Prof. Dr. Hotamışlıgil, iltihaplanmayı da önleyen bu hormonun vücuttaki düzeyi yükseltilebilirse, gibi hastalıkları için önemli tedavi yaklaşımları geliÅŸtirilebileceÄŸine dikkat çekiyor.

İnsülin hormonunun keÅŸfinden beri, diyabet “ÅŸeker” metabolizmasının bozukluÄŸu olarak bilinen bir hastalık. Aslında, diyabet hastalığının ÅŸeker metabolizması kadar yaÄŸ metabolizmasının da bozulduÄŸu bir hastalık olduÄŸu, yüz yıldır bilinen, fakat yeterince anlaşılamadığı için karanlık kalmış ve son derece önem taşıyan bir konu.

Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölümü BaÅŸkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, bu yüz yıllık soruya yeni yaptığı bir çalışmayla ışık tuttu. Hotamışlıgil ve yönetimindeki araÅŸtırma ekibi, deney farelerinde insülin ile eÅŸdeÄŸer etkilere sahip ve yaÄŸ asiti karakterinde olan yeni bir hormon türü keÅŸfetti ve yaÄŸlar ile diyabet arasındaki gizemli iliÅŸkiyi ortaya çıkardı.

Dünyanın önde gelen bilim dergilerinden Cell’de yayımlanan makale ve beraberindeki yorumlara göre, söz konusu hormon, diyabet ve ÅŸiÅŸmanlığın ve bunlara baÄŸlı diÄŸer hastalıkların çözümü için çok önemli bir aÅŸama olarak görülüyor. Hotamışlıgil ile bu çalışma hakkında yapılan bir mülakatın sesli kaydına, Cell dergisinin web sitesinden ulaşılabiliyor: http://podcast.cell.com/0919cell2008.mp3

Hotamışlıgil ve ekibi, bir yaÄŸ molekülü olan ve “lipokin” ismini verdikleri bu yeni hormonun, deneysel ortamda insülin direnci, diyabet ve “karaciÄŸer yaÄŸlanması” gibi hastalıkları durdurabileceÄŸini ya da tersine çevirebileceÄŸini de bu çalışmalarında gösterdiler. BilindiÄŸi gibi hormonlar, kana salgılanan kimyasal sinyaller olup, uzaktaki hücre ve organların çalışmasını düzene sokuyor. Lipokinler, lipidlerden, baÅŸka bir deyiÅŸle yaÄŸ asitlerinden oluÅŸan hormonlar olarak tanımlanan yeni bir hormon türünün ilk örneÄŸi. Bütün diÄŸer bilinen hormonlar, steroid ya da protein yapısında oluyor.

Hotamışlıgil’in yönetimindeki araÅŸtırmacılar, önceki deneylerinden, genetiÄŸiyle oynanmış farelerin yaÄŸ dokusunda bulunan bir maddenin, karaciÄŸer ve kas dokularındaki metabolizmanın çalışmasını düzenlemek üzere bir sinyal gönderdiÄŸini biliyorlardı. Bilimadamları, bu mekanizmayı açığa çıkarmanın biyomedikal araÅŸtırmalar ve metabolik hastalıklar için önemli bir adım olacağını ve diyabetin bilinmeyen bir yüzünü aydınlatabileceÄŸini belirlemiÅŸ ve bu gizemli molekülün peÅŸine düÅŸmüÅŸlerdi.

Hotamışlıgil, ilk baÅŸta söz konusu mekanizmanın arkasındaki maddenin bir protein ya da peptid hormonu olduÄŸunu düÅŸündüklerini ve uzun yıllardır bu maddeyi aradıklarını söylüyor ve ekliyor: “Sonra bu maddenin yaÄŸ hücreleri tarafından kana salgılanan binlerce yaÄŸ asitinden biri olabileceÄŸini fark ettik ve yaÄŸları taramaya baÅŸladık.”

Hotamışlıgil’in laboratuvarında çalışan araÅŸtırmacı Haiming Cao, bu özel yaÄŸ molekülünün kimliÄŸini belirlemek için, “lipidomics” adı verilen yeni bir teknoloji platformunu geliÅŸtirdi ve kullandı. Bu platform, bir seferde yüzlerce lipidin eÅŸzamanlı olarak tanımlanmasını saÄŸlıyor. Bu teknolojinin geliÅŸtirilmesinde ve kullanılmasında Lipomics Technologies firmasından bilimadamları Michelle Wiest ve Steven Watkins ile de iÅŸbirliÄŸi yapan Hotamışlıgil ve ekibi, söz konusu mekanizmanın ortaya çıkarılması için geliÅŸtirilen, genetiÄŸi deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ farelerde, yaÄŸ, kas, karaciÄŸer dokularında ve kanda bulunan tüm lipidlerin haritasını çıkardı.

Bilimadamları, bu büyük çaplı ve çözünürlüklü verileri ve binlerce deneysel sonucu inceledikten sonra, genetiÄŸiyle oynanmış farelerin yaÄŸ hücrelerinden salgılanan ve “lipokin” olarak sınıflandırdıkları bu yeni molekülü buldular. “C16:1n7-palmitoleate” adı da verilen bu hormon, yaÄŸ dokusundan salındıktan sonra kasları ve karaciÄŸeri etkiliyor. Kas dokusunda hücrenin insüline karşı hassasiyetini artırıyor, karaciÄŸerde ise yaÄŸ toplanmasını engelliyor. AraÅŸtırmacılar, buna ek olarak, söz konusu hormonun inflamasyonu (iltihaplanmayı) da durduÄŸunu gösterdiler. Hotamışlıgil ve ekibi, önceki çalışmalarında, inflamasyonun metabolik hastalıklara neden olan en önemli faktör olduÄŸunu göstermiÅŸler ve bu yeni sahayı açan buluÅŸlar yapmışlardı.

Hotamışlıgil, bu yeni molekülü ortaya çıkarmak için, yaÄŸ molekülleri için taşıyıcı görevi gören proteinlerden yoksun genetik modeller geliÅŸtirdi. Bu proteinlerin ortadan kaldırılması, palmitoleate hormonunun kaslara ve karaciÄŸere gönderdiÄŸi sinyallerde ani bir artışa neden oluyor. Kaslardaki ve karaciÄŸerdeki artan insülin fonksiyonu, besin maddelerinin hücreler tarafından daha etkili bir biçimde emilmesini saÄŸlıyor. Bunun neticesinde, deney hayvanları birçok metabolik bozukluÄŸa karşı direnç gösterdi ve diyabet, kalp hastalığı ya da karaciÄŸer yaÄŸlanması gibi herhangi bir hastalığa yakalanmadı. Hotamışlıgil ve ekibi, söz konusu saÄŸlıklı metabolizmayı vücudun ürettiÄŸi bu yeni hormona baÄŸladı. Bunun nedenlerini araÅŸtırdıklarında da yeni hayvan modelinde gıdalardan alınan yağın depolanmadığını ve bunun yerine, yaÄŸ hücrelerinin kendi yaÄŸ moleküllerini geliÅŸtirdiÄŸini gözlemlediler. BaÅŸka bir deyiÅŸle, vücutta üretilen bu yaÄŸ, palmitoleate yapımını tetikliyor ve bütün vücudun metabolizmasının saÄŸlıklı bir ÅŸekilde çalışmasını saÄŸlıyordu.

Hotamışlıgil, “Tıpkı evde yapılan yemek gibi, vücudun da kendi kendine ürettiÄŸi yağın en iyisi olduÄŸunu görüyoruz. Bu gözlemlerin ardından, kanda her seviyesi yükselen yağın zararlı olduÄŸu görüÅŸünü de artık kitaplardan çıkarmamız gerekecek,” diyor.

Bilimadamları, yaptıkları bu keÅŸifle, sadece palmitoleate hormonunun vücuttaki etkilerini ortaya çıkarmakla kalmıyor, buna ek olarak bu hormonun vücutta üretilmesini nasıl saÄŸlayabileceklerinin de yöntemlerini gösteriyorlar. Hotamışlıgil, konuyla ilgili olarak ÅŸunları söylüyor: “Hücrelerin kendi ‘iyi’ yağını üretmesi için kimyasal yollarla teÅŸvik edilebileceklerine inanıyoruz ve bunun mümkün olduÄŸunu bu çalışmada gösterebildik. Bu yöntemler insanlara uygulanabilir ve bu hormonun düzeyleri yükseltilebilirse, metabolizma için son derece avantajlı bir durum yaratılabilir ve daha önceden hiç öngörülmemiÅŸ tedavi yaklaşımları geliÅŸtirilebilir.”

BilindiÄŸi gibi, dünya genelinde ÅŸiÅŸmanlık gittikçe yaygınlaÅŸarak diyabet ve damar sertliÄŸi gibi metabolik hastalıkların süratle artmasına neden oluyor. Hotamışlıgil’e göre, palmitoleate etkisinin insanlarda da eÅŸit derecede önemli olduÄŸu ispatlanırsa, bu etkinin metabolik hastalıklara yönelik potansiyel bir tedavi olarak kullanılıp kullanılamayacağı hızla test edilebilecek. Hotamışlıgil, palmitoleate hormonunun doÄŸal ürünlerde bulunabileceÄŸini, ama ÅŸu anda saf halde var olmadığını belirtiyor ve ekliyor: “İnsanlarda bu hormonun düzeyleri ile metabolik hastalıklar arasındaki iliÅŸkiyi inceliyoruz, diyet ya da ilaç yolu ile bu maddenin etkilerini ölçmeye hazırlanıyoruz.”

HOTAMIŞLIGİL
Prof. Dr. Gökhan S. Hotamışlıgil, 1986 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Harvard Üniversitesi’nde uzmanlık çalışmalarını tamamlamış ve öÄŸretim üyesi olarak göreve baÅŸlamıştır. Genetik ve Metabolizma Profesörü Hotamışlıgil’in Harvard Üniversitesi’nde bir araÅŸtırma laboratuvarı bulunmaktadır. Hotamışlıgil, yine bu üniversitede Genetik ve Kompleks Hastalıklar bölümünün baÅŸkanlığını yürütmektedir. Vücudun metabolizmasını denetleyen mekanizmaların incelendiÄŸi laboratuvarda, genetik bir özelliÄŸin bir hücreden diÄŸerine nakline, ayrıca metabolik dengenin moleküler ve genetik kontrol mekanizmalarına odaklanan biyokimyasal, moleküler ve genetik çalışmalar yapılmakta; insanlardaki metabolik hastalıklarda görülen belli anormalliklerin neden ve çözümleri araÅŸtırılmaktadır. Hotamışlıgil’in çalışmaları, günümüzde diyabet, ÅŸiÅŸmanlık, kalp hastalıkları, karaciÄŸer yaÄŸlanması ve astım hastalıklarına yeni yaklaşımların geliÅŸtirilmesine yol açmış ve bu hastalıklara karşı hem akademi, hem de endüstride birçok ilaç geliÅŸtirme programına temel teÅŸkil etmiÅŸtir.

Benzer Yazılar:

Nekadar alkol alırsak trafikte tehlikeli oluruz?
İnsanların bazıları neden solaktır?
Erkekler emzirmediğine göre neden memeleri vardır?

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>